1 Temmuz 2025
İşte tam da bu yüzden
şehir insanı
tabağındaki etin,
pantolonundaki kemerin,
omzundaki çantanın
bir canlının hayatına mal olduğunu bilmeli
Sivilay Genç
İlk gün
Bardağı olan gücümle fırlattım. 10-15 metre gidemeden havada asılı kaldı. Hedefe ulaştıramadığıma sinirlenip elime gelen ne varsa sağa sola atmaya başladım fakat birkaç metre gitmeden yavaşlıyor ve öylece duruyorlardı. Daha da sinirlenip dışarı çıktım.
Kaldırımlar bugün farklı davranıyor. Elektrik direklerinin, trafik ışıklarının vidaları teker teker sökülerek güçlü bir tayfuna kapılmışçasına havada dönüyor sonra oldukları yerde duruyorlardı. İnsanlar kaçıştılar. Kalın camlı binalara sığınıp olanları seyretmeye başladılar. Ben de onların arasına katıldım.
Altıncı gün
Günlerdir rahatça uyuyamıyorum. Yorgan, battaniye hatta yatak kaçıp gitmek için büyük çaba sarf ediyor. Üstelik bunun sadece benim başıma gelmediğini de gördüm. Birçok insan yataklarını sabitlemeye uğraşıyor. Bunda pek başarılı olunacağını da sanmıyorum. Evler sökülmeye başladı. Antenler, kiremitler, çatı malzemeleri, pencereler, kapılar yerlerinden sökülüp boşlukta öylece salınıyorlar.
Kimse bu olanlar karşısında paniklemiyor. İlk gün elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen bir endişe vardı insanlarda fakat artık her şey oldukça olağan karşılanıyor.
On yedinci gün
Defteri paltomun cebinde saklamasam o da çoktan kaçıp gitmişti. Kendini insanlardan kurtaran eşyaların ağırlık ve büyüklüklerine göre hareket ettiklerini düşünmüştüm, öyle değilmiş. Sistemli değiller. Bir pencere kanadı, bir tuğla, çatıyı tutan tahtalardan bir kaçı, arabaların lastikleri, kaportaları, direksiyon simitleri, tabelalar, yolların kenarına insanlara hoş görünsün diye dikilen işkence çekmeye mahkûm çiçekler, doğasından koparılıp faydalanalım diye getirilen her şey, eğer yerlerini beğenmedilerse, çekip gidebiliyorlar.
Yirmi birinci gün
Sığınılan çatılar, ayakkabılar, almak için geceyi güne karıştırıp çalışılan elbiseler artık yoklar. Üstümdekilerin dışında her şey gitti. Boşlukta salınan eşyalar daha da yükseldiler. Emir almışçasına yükseliyor ve doğalmış gibi, hiçbir telaşa mahal bırakmadan şehirden ayrılıyorlar. Nereye gittiklerini tam olarak hiç kimse bilmiyor.
Yirmi yedinci gün
En çok eksikliği duyulan, su, tuvalet ve gıdaydı. Borular da kenti terk etti. Artık kent de denmemeli. Öyle olmasını sağlayan her şey başına buyruk hareket etmekte ısrarlı. Bütün yerleşik hayat tecrübeleri tarihe karıştı. Böyle kısa bir sürede olması dehşet verici. Hiçbir şey olmamış gibi karşılanmasına anlam veremiyorum. İnsanlar, su ihtiyaçlarını gidermek için nehir kıyılarında, göl kenarlarında toplanıyor. Su içmek ve yıkanmak için tek yöntem bu. Avlanmaya ve doğal yöntemlerle ateş yakmaya alıştık. Yiyecek bulmanın, peşinde ter dökmekten başka yolu da yok. Üstelik bunun için becerikli ve eli çabuk olmak gerekiyor. Aksi halde o öğün aç kalınabilir.
Kırkıncı gün
Testere, bıçak gibi aletler olsaydı ağaçları keserek daha dayanıklı barınaklar yapabilirdik. Sarmaşık ve dallardan örülen barakalarda oturmaya başladık. Şimdilik yeterli. Fakat sonbahar yaklaşıyor. Yağmurlar başlayınca bu barınakların yerle bir olacağı aşikâr.
Ellinci gün
Bu defteri bir ceketin cebinde buldum. Kimin olduğunu bilmiyorum. Bir şeyler eklemek için kalem bulmam gerekiyordu. Önceden olsa elimin altında onlarca bulunduğu halde farkına varmayabilirdim. Şimdi bir tane bulmak için on gün aramam gerekti. Nasıl olduysa diğerleriyle birlikte gitmemiş. Bütün bunlar elli gün önce başladı. Küçük paralar vererek aldığım ufak tefek kırtasiyenin, mutfak gerecinin yaşamımı nasıl da eline aldığını anlamam için beni, kenti bırakıp gitmeleri gerekiyormuş. Şimdi, iki ay önceye göre çok daha ilkel yaşam şartlarına uyum sağlamam gerekiyor. Bulduğum kalem bu kadarını anlatmama müsaade ediyor.
